ÖZEL Salihli Can Hastanesi

Özel Salihli Can Hastanesi

Adala

Kesin bir tarihe dayanmakla beraber,geçmişte çevrede bulunan mezar taşlarında ve yerleşim alanları harabeler arasında bulunan onurlandırma kitabelerini okuyan uzmanların, arkeologların belirtiğine göre İ.S VII. Yüzyıla kadar geçen zaman içerisinde Bizans dönemi Piskoposluk listelerinde bulunan kitabelerde kentin adının değişik şekillerde geçtiğini şöyle yazmaktadırlar:

Sattolan-Sattaleon –Sattelion-Atollon-Atgalon

Sattalon-Satalon-Sotalan-Salon gibi değişik şekillerde yazıldığını Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı öğrencisi Sabriye ÇIBUK’un değişik kaynaklarda hazırladığı “Lydia’daki Satala(Adala) Antik Kenti” adlı yüksek lisans tezinde 10. sayfasında belirtiği ve çevrede incelemeler yapan yabancı araştırmacı L.Robert’in eserinden alıntı yaparak açıkladığı kentin adını “SATALA” olduğunu yazar.

          Çevrede bulunan ve Manisa müzesinde saklana başak bir anıt yazıda da a.g. eserde şöyle demektedir.”..Suçlu bulunan bir rahip yakalanarak, Valerius’un emri ile Rahip Therapon, Synaos ve Ankyna Sidera’da habis edilir. Daha sonra Asteros Nehri yakınlarında öldürülür.” Bu yazıtta da kentin adının SATALA olduğundan bahsedildiği söylenir.İ.S. II. ve III. Yüzyıllara tarihlenen başka buluntu yazıtta da kentin adının SATALEON şeklinde yazıldığı incelenmiştir.SATALA adının bir çok yabancı araştırmacılara göre yakın bölgede bulunan eski antik kentlerde de izafe edildiği a.g. eserde belirtilmiştir.

          L. Robert, Satala’nın Sardes’in kuzey doğusunda bulunan bugünkü Adala(Karataş)’ya loalize ettiği şu ifadeden anlaşılıyor.

          “.. Hermos Nehrinin dar bir sol vadisinde, Sardes’in büyük ovasına girmek için çıktığı yerdeki kasabayı (SATALA)olarak adlandırdım.” Bu ifadeler, bugünkü Adala Kasabası’nın olduğu açık açık belirtmektedir.Rahip Therapon Hermos (Gediz) Nehri boyunca götürülüp,Sardes’e bağlı olduğu piskoposluk emri ile Satala’ya getirilip orada idam edilmiş olduğu aynı eserde belirtilir.Bölgeye birkaç kez gelen L.Robert, tanınmış bir piskoposluk olan Satala (Atala-Adala) arasında kesin bir uygunluk olduğu söyler.Mitolojide”Dur Zavallı” efsanesine de uyan bu bölgeyi yakıp, yıkan dar boğazı da geçerek Satala (Atala)’ya kadar gelen lav ejderhasının u kenti de yakamaması için Zeus Lydion Rahibin inandığı tanrısına yalvarıp yakardığı o gizemli sözleri ile (Thypon) ateşinin durduğu yer tamamen Atala’ya uyum sağlamaktadır.

          Adala ; bu volkanik ve yanmış dağların bulunduğu bölgenin hemen batısında, Kenger, Kaplan Köyleri alanlarından akıp gelen lav akıntılarının dar boğazı geçerek ovaya girdiği yerde biriken sönmüş lavların bittiği yerde kurulmuş bir antik alan kentidir. Adala yakınlarında antik çağda mermer taş ocakları, beyaz mermer yatakları olduğu çevrede bulunan mermer sütun başlıkları, heykelleri, mezar taşlarının çokluğundan anlaşılmaktadır.

          Hamilton adındaki seyyah Adala’ya gelip çevreyi gezmeye çıktığında kasabanın kuzeyindeki siyah taşlardan yapılmış kaleyi görür.Bu kalenin “.. Ortaçağ’a ait bir kale olup, Türkler tarafından yapıldığını”, bu kalenin yapılış amacının da kasabayı ileride doğacak tabi afetlerden, aynı eserde bahsedilmektedir.Kale duvarını aşmanın imkansız olduğunu ve bir patikadan, kale boyunca iki mil kadar yürüdükleri ve nehire Gediz’e hakim bir yerde olduğunu bahseder.Bugün bu kaleden kala kala 15-20 m. Kadar uzaklıkta bir duvar parçası kalmıştır.

SARUHAN BEYLİĞİ DÖNEMİ

           Tarihin derinliklerine doğru geçen zaman içerisinde bölgede birçok kentler, kasabalar ve köyler kurulmuş bunların çoğu tabii afetlerle, bölgede yapılan çetin savaşlarla yanmış, yıkılmış ve harab olmuştur. Geriye harabelikleri ve ören yerleri kalmış hatta bu ören yerlerin çoğu da tarla yapılarak yok olmaya yüz tutmuştur. Binlerce yıl içerisinde geriye ayakta kalabilen kent ve kasabalardan Alaşehir (Filadelfiya), Sart, Attala’yı ve Menhedorya (Kemaliye) kentleri çevreleri tarihi eserlerle doludur.

           Saruhanoğulları bölgeye İ.S. 1410 yılına kadar hakim olmuş, bu tarihten sonra Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmed tarafından Manisa kuşatılarak zaptedilmiş ve Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Saruhan Sancağı olarak yönetilmiş ve Cumhuriyet devrinde 1923 yıllarında il olmuştur. Saruhanoğulları zamanında bölgeye büyük bir Türk göçü başlamış, birçok aşiretler gelerek çevrede konar-göçerlik yaparak hayvancılıkla geçinmişlerdir. Saruhan Beylerinden Hızır Paşa zamanında bu konar-göçerlere yer verilmiş, ziraatçilikle uğraşanlara eski harabe yerleri kalkındırmak için tahsis edilmiş, hayvancılık yapanlara ise yaylak ve kışlaklar tahsis ederek yeni yeni köyler kurmuşlardır. Saruhan Mahkemesi sicilleri, konar-göçerler için tutulan defterler, geçen anlaşmazlıkları karara bağlayan mahkeme tutanakları, idari taksimat olarak kaza, nahiye ve köy adlarını belirten listeleri il defterinden inceleyen bazı uzmanların yayınladığı eserler o dönemi açıklayan çok güzel kaynaklardır.

           1935 yıllarında Manisa il merkezinde tarih öğretmenliği yapan İbrahim GÖKÇEN, bahsi geçen sicil kayıtlarını incelemiş ve Tarihte Saruhan Köyleri adında bir kitapçık meydana getirmiştir. Saruhan Beyliği zamanındaki adı geçen köylerin ad ve bağlı olduğu kazaları bu kitapta bulmak kabil değildir. Başka bir araştırmacı olan Feridun M.EMECAN-XVI ASIRDA MANİSA KAZASI adlı eserinde XVI. Yüzyılda yörüklerin iskanı yazımında kullanılan Tahrir Defterinde Saruhan Sancağında adı geçen kaza ve nahiyeleri tespit ederek kendi eserinde yayımlamıştır.  

TRUVA DÖNEMİ

           İ.Ö 1200 yılında Truva devleti çökmüş,bütün Ege’yi doğudan, kuzeyden ve batıdan gelen göçlerle istila başlamıştı.Bu göçler ile Anadolu’da bulunan Hitit (Eti) devleti de çökmüş, bütün Anadolu ‘da bulunan kent, kasaba ve köylerde bütün uygarlık yakılıp yıkılmıştı.Yaklaşık beş yüz yıl kadar bir duraklama ve karanlık bir çağ başlamıştı.Ege’ye yapılan göçlerin ardından Helenleşme dönemi başladı.Bu yeni göçlerle bütün Ege ‘de yeni yerleşme yerleri kurulmaya başlandı.Kültürel etkinlikler arttı.İ.Ö 1300-100 yılları arasında AİON (İyon) göçler ile bütün Ege yeni bir ilerle devri yaşadı.Truvalılar zamanına ait topraklar üzerinde hızlı bir şekilde Helenleşme devri başladı. Bu akınlar nedeni ile Ege coğrafyasına da (ASUAVA-ASİA) denmekte idi.Bu bilge kuzeyden Çandarlı Körfezinden,Dikili,Ayvalık,Balıkesir,Soma,Akhisar,Manisa ve İzmir ‘i içine alıyordu.Bu yöreyi idare edenlerin halkı da, başkanları da bu bölgede yaşarlardı.Daha Lydya adı yokken Misya toplumu vardı.Bunu Homeros adlı Yunan bilgin (İlyada) adlı kitabında bahseder.

PERSLERİN HAKİMİYETİ

            Lidya devletinin yerini Persler doldurunca Kiros bölgeye bir vali tayin ederek sabtırablık altına almıştı.Tayin ettiği vali vasıtası ile Lidya Devleti ‘nin hazinelerini toplatıp Pers başkentine götürmek istedi.Vali görevini yapmayınca yakalatıp öldürttü.

İSKENDER DEVRİ

           İ.Ö 334 yılında Batı Anadolu’ya hakim olan Persler İ.Ö 331-333 tarihlerinde İskender ordusu Anadolu’ya geçerek Pers ordusu ile yapılan savaşlarda Pers ordusunu yenerek Doğu Anadolu’ya kadar ilerledi.Buradan da Mısır’a yönelerek buradaki bölgeleri egemenliği altına geçirdi.İ.Ö 325 yılında Hindistan seferine çıktığında yolda hastalanıp öldü.

           Daha sonra bölge Roma,Bergamon ve tekrar Roma hakimiyeti altına geçer.Bu süre içerisinde de Gölmarmara, Akhisar, Gördes, Kırkağaç ve Adala toprakları içerisinde Romalılarla Persler arasında çetin savaşlar olur.Roma Kralı SEZAR ölümü üzerine imparatorluk iki oğlu arasında taksim edilir.Anadolu küçük oğlu Antonisus ‘a kalır büyük oğlu da Avrupa yakasında kalan Roma ‘nın başına geçer.Böylece Roma imparatorluğu Doğu ve Batı Roma diye ikiye bölünmüş olur (İ.S 395) Batı Roma erken tarihten silinmiş, Doğu Roma Devleti ise Bizans İmparatorluğu altında bin yıl daha yaşamıştır.Bizans Devleti’nin kurulduğu ilk yıllarında Kral Antenius,Mısır Kraliçesi Cleopatra ile Tarsusta yaptığı serüven sonucu Bergama’da bulunan 200.000 ciltlik kitaplığı Kleopatra’ya vererek Mısır ‘da İskenderiye’ye taşımıştır.